Mahremsiz Seyahat

Seyahat her insanın en doğal haklarından birisidir. Bunların kısa ve uzun mesafeli olanları vardır. Genelde uzunluk veya kısalığın ölçüsü, Hz. Peygamber’in (sav) yaptığı seyahatlerde namazlarını kısaltıp kısaltmaması olmuştur. Resulullah (sav), evinden çıktıktan sonra namazlarını kısaltmaya başladıysa bu seyahatleri seferi olarak değerlendirilmiş ve uzun mesafeli yolculuk sayılmıştır. Ortalama yürüyüşle üç günlük mesafeler için seferilik kavramı kullanılmıştır. Bu da günde altı saatten 18 saatlik bir yoldur. Günümüz ölçümlerine göre Hanefi fakihlerince yaklaşık 90 km’lik bir mesafedir. Burada seferiliğin illeti mesafe midir, meşakkat midir tartışmalarına girmeyeceğiz. Genel kabul gören mesafeden hareketle bir değerlendirme yapacağız. Açıkalmalarına saygı duymakla beraber meşakkati seferiliğin illeti sayan içtihadi yaklaşımı çalışmamızda konu edinmeyeceğiz.

Yukarıda da geçtiği üzere Resulullah (sav), seferilik mesafesini üç günlük bir yol olarak belirlemiştir. Bu durum Ebu Said el-Hudri’den gelen bir hadiste şöyle ifade edilmiştir: “Bir kadın, yanında babası, oğlu, kardeşi, eşi veya başka bir mahremi olmadan üç günlük bir mesafeye yalnız başına yolculukta bulunmasın.”[1] Çünkü bu yolculuklarda halvet dâhil insanı ifsat edip fuhşa yol açabilecek birçok anormal durum yaşanabilir. Resulullah (sav), yalnız başına seyahatin zararlarını şu rivayette gerekçesiyle beraber zikretmiştir: “Bir erkek (kendisine evlenme yasağı olmayan) bir kadınla başbaşa kalmasın ve kadın da yanında mahremi olmadan yabancı birisiyle seyahate çıkmasın.”[2] Hadislerde aynı mekânlarda birbirlerine yabancı sayılan erkek ve kadınların beraberce gecelemeleri ise şiddetle yasaklanmıştır.[3] Bir savaş arifesinde adamın biri gelmiş ve Allah Resulüne “Eşim hac için yolculuğa çıktı; ben ise bu savaşa katılmak için orduya yazıldım” demiştir. Bir kadının yalnız başına yapacağı seyahatin doğurabileceği ahlaki tehlikeleri sezen Hz. Peygamber (sav), bu adama şu talimatı vermiştir: “Hemen dön ve eşinle beraber hacca git.”[4] Bu talimatı alan adam da hemen ordudan ayrılıp eşiyle beraber hac yolculuğuna çıkmıştır. Günümüzde ise mahremi olmayan kadınlar biraraya getirilip uydurma bir mahrem kişinin refakatinde hacca götürülebilmektedirler. Günahtan arınmaya gidilen bir mekâna, yalan üzerinden başlangıç yapmak haccın da umrenin de ruhuna aykırı değil midir? Bu bir şerî çözüm müdür; yoksa yalan beyan mıdır?

Hz. Peygamber’in (sav) buyrukları böyleyken ve bu hadislerin arka planında kötülükleri önlemek, fuhşa giden yolları ortadan kaldırmak varken rasyonel ve seküler değerlendirmeler yapmak suretiyle dinin buyruklarına karşı yeni söylemler ileri sürmek Müslümanca bir yaklaşım değildir. Din teslimiyettir. Eğer bu teslimiyet hâli terkedilir ve rasyonel değerlendirmeler baskın hâle getirilirse ortada din diye bir şey kalmaz. Ayet ve hadisler buharlaştırılır. Dini hükümler ve bunların dayanağı olan naslar Müslüman bir kafa yapısıyla ve kendi örgüsü içerisinde bütüncül olarak değerlendirilmelidir. Vahyi hesaba katmayan modern anlayış Müslüman değildir. Onların din hakkında bir şey söyleme hakları olmadığı gibi; moderniteden hareketle komplekse düşüp dinle alakalı indirgemeci ve mesnetsiz sözler sarfetmek kesinlikle yanlıştır. İslâmi hükümlerle ilgili değerlendirmeleri dile ve dine hâkim, istikamet ehli, gerçekten mü’min, İslâmi ilimlerin usulünü bilebilen, moderniteyle fikri hesaplaşmasını her zaman yapabilen ve kaynakların tamamına vakıf Müslüman ilim adamları yapabilir. Müslümanları dinlerinden ayırıp modernizme adapte etmeye çalışan misyonerlerin ve misyoner ağızlı kimselerin nasları tarih içerisinden okuyup sonra da tarihe mumyalayan; İslâm’ın bugün için hiçbir sözünün olmayacağını söyleyenlerin sübjektif değerlendirmelerine, cımbızcıl araştırmalarına iltifat edilmez. Üstelik bu değerlendirmeler yeni ve orijinal de değildir. Tarih içerisinde, İslâm’ı doğru dürüst bilemeyen ve metodoloji bilgisinden uzak bazı şahıslar din karşıtı görüşlerini birçok yerde ifade etmişlerdir. Şimdikilerin söyledikleri eski sapıklıkların tekrarından ibarettir; orijinal ve yeni bir söylem değildir.

[1] Beyhaki, Nikâh, 84, H. no: 13561, VII / 158; Heysemi, Mecmau’z-zevaid, III / 213.[2] Buhari, 56, Cihad, 140, IV / 18; Beyhaki, Nikâh, 73, H. no: 13517, VII / 145.[3] Beyhaki, Nikâh, 84, H. no: 13562, VII / 158.[4] Buhari, 67, Nikâh, H. no: 111, VI / 159.

MEHMET SÜRMELİ

admin

Soru ve görüşleiriniz için İrtibat: fikiratlasi1@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.