Kompleksten Evlenemedin

Güzel ahlak, karşınızdaki kişiye göre değişmeyen, tüm hayatı kaplayan bir meziyet…Dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi ırktan, dinden, cinsiyetten olursanız olun gittiğiniz yerlere ne paranızı, ne işinizi, ne kariyerini götürürsünüz ilk etapta…Sadece ahlakınızla gider ahlakınızla ağırlanırsınız…Sizin gerçek etiketiniz aslında budur…

Yıllar geçti ve evlenemedik. Sebep bir çok şey oldu. Allah nasip etmedi.

Gayret ettiniz oldu veya olmadı. Diğer yazılarımda vurguladığım bir konu vardı. Yaratılışımızdan uzaklaştıkça anormallikler başlıyor diye. Huylarınıza, tavırlarınıza, gösterdiğimiz tepkilere dikkat edin sizde göreceksiniz bunu. Anormallik deyince hemen tepki vermeyin:)

Misal hiç evlenmemiş erkek veya kızların bir çoğunun çeşitli takıntıları vardır. Normal standartlara uymadığı, toplum ritmine ayak uyduramadığı için sivrilirler.

Fazla temizlik hassasiyeti olabilir, cümlelere kelimelere aşırı dikkat edebilir, zannetmeleri çok olabilir. Hareketlerden okuma yapmaya daha yatkındır.

Bunların psikolojik sebepleri beni aşar ben sadece gözlemlerimi paylaşıyorum. Bazen birine bir arkadaşa anne veya babaya aşırı bağlanma da görülebilir.

İşte bunlar hep yaratılışımızdan uzaklaştığımızda oluyor. Yaş ilerledikçe desteğe, yanında birinin olmasına, yalnız kalmamaya daha çok ihtiyacı oluyor insanın. Hatta bazen bu yaşlarda yanlış karar almalarda çaresizlikten oluyor.

Allah herkesin gönlüne göre versin. Ne kadar kapsamlı bir dua. Fakat gönlünde ne var acep. Realist olmalı. İstekleri gözden geçirmeli. Üzerimizdeki kompleksli tavırları dışarıdan bir gözle gözlemlemeliyiz.

Kompleksilerimiz; kompleksler hemen oluşacak şeyler değil aslında. Küçüklüğümüzde yaşadığımız olaylardan sonra veya yerine konulması gereken bir duygunun yaşanamamasıyla başlıyor hayatımıza sızmaya. Örneğin küçük yaşta aşağılanması, özellikle ailesi tarafından beğenilmemesi, sürekli olumsuz cümleler kurulması, çevresindekilerin ezmesi, küçümsemesi, böyle durumlarda özellikle anne ve baba tarafından gereken desteğin verilmemesi bu açığı daha da büyütüyor.

Tam tersi şu da olabilir, fazla ilgi, şımartılma, arsızlaştırma, her dediğinin iki edilmemesi tersi bir kompleksi doğurabilir. Bu duygularla yetişen birey evlense de eşine, çocuklarına bazen çileye varacak şekilde hayatı zindan edebilir. Bazen de kompleklerinden dolayı ya kendini üst görmeden kaynaklanan kimseyi kendisine yakıştırmıyor, kimseyi evlenecek gibi görmüyor, her çıkan talibe bir şey buluyor ya da aşağılık kompleksinden ciddi bir özgüven eksikliğiyle kimse beni beğenmez ki durumundan yıllar geçiyor da bu halden sıyrılamıyor.

Komplekslerimizi aşamadığımız sürece bu işi halletmemiz zor. Tavırlarımızı, hareketlerimizi; çevremize, ailemize, hatta bir lokantadaki görevliye davranışımıza, çalıştığımız iş yerindeki insanlara muamelemize kadar dışarıdan bir gözle bakmalıyız.

İletişimde nerede hata yapıyorum? Hep ben mi haklı oluyorum? Karşı tarafa konuşma hakkı tanıyor muyum? Kurduğum cümlelerde karşı tarafı eziyor muyum? Ya da karşı tarafa fazla mı ilgili gösteriyorum? Hemen mi aşık oluyorum? Beğenemiyor muyum? Kimseleri kendime layık göremiyor muyum? Hayatın neresinde duruyorum? Gerçekten evlilikle gelecek hayat değişikliğine alışabilecek miyim?

Asıl soru şu “Ben gerçekten evlenmek istiyor muyum? İstiyor gibi mi gözüküyorum?”

Hayırlı kısmetler diliyorum.

Kaynak: www.cocukaile.net

admin

Soru ve görüşleiriniz için İrtibat: fikiratlasi1@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.