Uzlaşan Ululaşır

‘Hep birlikte Allâh’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allâh’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sâyesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.’1

Kâinâta şöyle bir baktığımızda yaratılmışların mükemmel bir uyum/uzlaşı içerisinde olduklarını görürüz. Güneşin, ayın, yıldızların, gezegenlerin, gecenin, gündüzün vs. uyum içerisinde varlıklarını devam ettiriyor olmaları, akledebilen insan için aslında çok önemli mesajlar vermektedir. Kâinattaki bu uyumu/uzlaşıyı bozacak herhangi bir şey meydana gelecek olsa herşeyin bir anda altüst olması kaçınılmaz olur. Uyum içerisinde olmak nasıl ki kâinat istikrârını sağlıyorsa, herşeyin kendisi için yaratıldığı insanın da hemcinsleriyle uyum içerisinde olup bozgunculuğa fırsat vermemesi gerekmektedir.

İnsanlık âlemindeki uzlaşının temelinde Kur’ân ve sünnet varsa bir inşâ, bir ihyâ meydana gelir. Müslümanlar târih boyunca Kur’ân ve sünnetten aldıkları güçle dünyâyı ihyâ etmişlerdir. Bunu yaparken herhangi bir ayrışmaya, tefrikaya mümkün mertebe fırsat vermemeye çalışmışlardır. Çünkü herhangi bir yerde bir uzlaşmazlık, bir ayrılık, bir bölünme varsa orada güç kaybı ve daha ileri bir boyutta yok oluş söz konusu olabilir. İslâm’da, her fırsatta birlik, berâberlik ve uzlaşı tavsiye edilmektedir.

ULU/GÜÇLÜ TOPLUMLAR UZLAŞAN BİREYLERDEN OLUŞUR

İnsan sosyal bir varlıktır. Tek başına hayat sürmesi yaşamını zorlaştıran bir durumdur. Daha yaşanabilir bir çevrenin oluşması için bireylerin birbirleriyle iyi geçinmeleri, birbirlerinin haklarına saygılı olmaları çok önemlidir. İnsanı insan yapan erdemlerden birisi olan yardımlaşma da uzlaşmanın netîcesidir. Ancak insanlar hayırda birbirleriyle yardımlaşmalı, şer konularda dayanışma içerisinde olmamalıdırlar. ‘İyilik ve takvâ (Allâh’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allâh’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allâh’ın cezâsı çok şiddetlidir.’2 Yeryüzünü îmar vazîfesi olan insanın, bireysel çıkarlardan ziyâde toplumsal çıkarlar üzere uzlaşı içerisinde olması gerekir. Bu çıkarlar hem dünyevî hem de uhrevî boyutta olmalıdır. Sâdece dünyâyı kazanmak adına, günah ve isyan pahasına bir dayanışma yeryüzü için bir felâket olabilir. Târih boyunca şer güçlerin yapmış oldukları dayanışma insanlığa zulüm ve kötülükten başka bir şey getirmemiştir. Onun için toplumun en küçük yapıtaşı olan âileden başlayarak büyük devletlere varana kadar mevcut olması gereken uzlaşma, Kur’ân ve sünnete dayalı olduğu müddetçe huzur ve esenlik getirmeye devâm eder.

DİN KARDEŞLİĞİ UZLAŞININ ZİRVESİDİR

Kur’ân-ı Kerîm müslümanları birbirine kardeş ilân etmiştir.3 Bu kardeşlik öyle bir kardeşliktir ki kendi nefsinden daha çok karşısındakinin nefsini düşünecek kadar mükemmeldir. Târihte eşine rastlanamayacak derece ender görülen, ensar ve muhacir kardeşliği buna en güzel örnektir. Daha dün birbirlerine olan düşmanlıklarından dolayı uzlaşmaları imkânsız olan kavimler/kişiler, müslüman olmalarının hemen ertesinde, uzlaşının ne demek olduğunu tüm dünyâya öğretmişlerdir. ‘Ben’ duygusundan sıyrılıp ‘biz’ duygusuna ulaşmış ve oradan da sâdece ‘sen’ diyerek mümin kardeşinin nefsini kendi nefsine tercih etme (îsâr) rütbesine ulaşmışlardır. Aralarında herhangi bir uyumsuzluk belirecek olsa başvurdukları makam olan Hz. Peygamber (sav) bunu en güzel şekilde çözmüştür. ‘Ey îmân edenler! Allâh’a itâat edin. Peygamber’e itâat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idârecilere) de itâat edin. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.’4

Dün olduğu gibi bugün de, yeryüzündeki fitneyi, fesâdı, uzlaşmazlığı temelinden çözüme kavuşturacak mercii Allah ve Resûlüdür. Her ne kadar zâhirî mânâda Efendimiz (sav) aramızda yoksa da O’nun (sav) mirâsı olan Kur’ân ve Sünnet elimizde mevcuttur. Kalıcı uzlaşma kültürünü başka sistemlerde aramak vakit kaybından başka bir şey değildir. Bugün insanlığa huzur ve refah getirdiklerini iddia eden küresel güçler, sâdece kendi zeminlerini sağlama alıp geri kalan beşeri kan ve gözyaşına boğmuşlardır.

Sonuç olarak; bir yerde uyumsuzluk varsa küçülüş ve yok oluş da vardır. Nasıl ki duvarı meydana getiren tuğlaların uyum ve uzlaşısı duvarın sağlamlığını oluşturuyorsa, genelde insan, özelde müslüman Kur’ân ve sünnet çerçevesinde uzlaşıdan başka bir yol tutmamalıdır. ‘Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir binâ gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.’5Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası, diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binâlar gibidir.’6 Müslümanların kişisel çıkarlarını muhafaza edebilmek adına dîninin, vatanının ve tüm mukaddes değerlerinin zarar göreceği bir kargaşa içerisinde olması ne kadar acı bir durumdur. Her bakımdan güçlü bir millet olabilmek sağduyulu uzlaşılarla mümkündür. Bunun içindir ki uzlaşan ululaşır.

Dipnotlar:

[1] Al-i İmran, 3/103.

2 Maide, 5/2.

3 Hucurat, 49/10.

4 Nisa, 4/59.

5 Saf, 61/4.

6 Buharı, Salat 88, Mezalim; Müslim, Birr 65; Tirmizi, Birr 18; Nesai, Zekât 67.

İdris Kocabaş

admin

Soru ve görüşleiriniz için İrtibat: fikiratlasi1@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.