İki ayri ‘bes lira’ hikâyesi – İsmail Kiliçarslan

Tatilimizin bir akşamı Küçükkuyu’da balık yemeye karar verdik. Gittiğimiz restoranın usulü şöyleydi: Önce tezgâhtan kilo ile balık seçiyorsunuz. Balıkların kilo fiyatlarını da böylelikle öğreniyorsunuz. Ardından masaya geçip otuyorsunuz. Yarım kilo başına beş lira pişirme fiyatı ile balıklarınızı afiyetle mideye indiriyorsunuz.

Biz masaya oturduğumuzda, arkamızdaki masada bir dalgalanma oldu. 6-7 kişinin oturduğu masadan bizim masaya bakarak fısıldaşmalar başladı. Artık alıştığımız, kanıksadığımız bir manzara olduğu için üzerinde durmadık fazla. Böyle yapanların sayıları giderek azalsa da ‘buralar bizim mekânlarımız, bu başörtülü insanların buralarda ne işi var’ fısıldaşmaları idi onlar. Biz. Yani yaşamayı, gezmeyi, dolaşmayı, yemek yemeyi, balık restoranına gelmeyi bilmeyen insanlar… Ve onlar. Her şeyin en iyisine layık, her şeyi dibine kadar bilen, yüksek görgülü insanlar…

Üzerine basa basa söylemekte yarar var. Böylelerinin sayıları giderek azalıyor şükürler olsun.
Bizim balıklarımız geldiğinde arka masa da hesap istedi. Ardından bir dalgalanma daha oldu. Hışımla garson çocuğu çağırdı masadaki 70 yaşlarında adam. ‘Bize Sardalya’nın kilosu 20 demiştiniz. Yarım kilo söyledik, 15 lira yazmışsınız. Dolandırıcı mısınız siz?’ diye kükredi. Garson çocuk, ‘beş lira pişirme parası alıyoruz beyefendi’ dedi. Adam tekrar kükredi: ‘Olur mu yahu öyle şey? Pişirme parası mı alınırmış?’

Demin bizim hakkımızda eşiyle fısır fısır konuşan, bize olmadık hakaretler ettiğini fısıldamasının şehvetinden ve bizim masaya bakışından şıp diye anladığımız amcaya baktım. ‘Sonra yaşamayı bilmeyen biz oluyoruz. 70 yaşındasın amca. İlk defa mı geliyorsun tezgâhtan balık satan balık restoranına?’ demeyi geçirdim aklımdan.
Demedim. Değmezdi.

Tatil dönüşü, evden ofise giderken ışıklarda durdum. Hemen yanıma da ultra lüks bir otomobil durdu. 50’li yaşlarda bir kadın ve yan koltukta küçümen, havlayıp duran bir köpek… Işıklarda her zaman gördüğüm ve sık sık mendil aldığım teyze yanıma geldi. Mendili uzattı. 5 lirasını verdim. ‘Allah razı olsun’ deyip uzaklaşırken yan arabadaki kadın ‘yapmayın böyle. Kolaya alıştırıyorsunuz. Bir mendile 5 lira veriyorsunuz. Böyle böyle zengin oluyorlar’ dedi. Kadına baktım, köpeğine baktım. ‘Köpeğinizin maması kaç lira?’ diye sordum. Anlamamış gözlerle baktı. ‘Yapmayın böyle. Artık yemeklerle beslenebilecek köpeğinizi pahalı mamalara alıştırıyorsunuz. Bir mamaya 50 lira veriyorsunuz. Böyle böyle şımarık, hiçbir şeyi beğenmeyen evcil hayvanlarınız oluyor’ demeyi geçirdim aklımdan.
Demedim. Değmezdi.

admin

Soru ve görüşleiriniz için İrtibat: fikiratlasi1@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.