Dervişin Sofrası

Mânevî gelişim sürecinde olumlu ya da olumsuz birçok tesirlerin etkili olduğu bilinen bir gerçektir. Bunların başlıcalarından biri de gıdadır. “Sizi mutlaka ve mutlaka deneyeceğiz (Bakara, 155)”, “Tüm nimetlerden hesâba çekileceksiniz (Tekasür, 8)” buyuran Yüce Mevlâ’mızın bizleri ilk denemesi yemekle ilgili olarak Cennette olmuştur. Atamız Âdem (as) ve eşinin kıssasını hatırlayalım. “(Allah buyurdu ki) Ey Âdem! Sen ve eşin Cennette yerleşip dilediğiniz yerden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın. Sonra zâlimlerden olursunuz (Â’raf, 19)”. Bir deneme kıssası da içmekle ilgili olarak Kur’ân’da şöyle anlatılır: “Tâlût askerlerle beraber (cihâd için) ayrılınca ‘biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna. Kim ondan içmezse bendendir’ dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler…(Bakara, 249)”.

Yunus Emre’nin şu dörtlüğü mânevî gelişim açısından gıdanın önemini anlatmaktadır:

Ele geleni yersin,

Dile geleni dersin.

Böyle dervişlik dursun,

Sen derviş olamazsın.

Helâl ve temiz gıda ile beraber yeme ve içme âdâbı tasavvufta çokça işlenen konulardandır. Nitekim İmam Gazâli, İhyâ’sında bu konunun üzerinde çok durur (ikinci cildine bakınız). Serrac da El-Luma’sında Tasavvufta Âdâb bölümünde -konuya ayrı bir önem atfederek- işlemiştir. Her bir tasavvufî eserde mutlaka bu konuya yer verilmiştir diyebiliriz. Bilhassa da şu hadîs-i şerîfin içeriği üzerinde durulmuştur: ‘Helâl bellidir, haram bellidir. Aralarında şüpheli şeyler vardır. İnsanlardan birçoğu onu bilmez. Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa dînini ve ırzını temize çıkarmış olur.’

Demek oluyor ki seyr-u sülûku tamamlayıp kalbî selîm sahibi olabilmek için helâl, haram ve şüpheli şeyler bilinecek ve onlara dikkat edilecek. Yani derviş önce lokmasına dikkat edecek. Bunu şu hadîs-i şerîf çok güzel ve net açıklıyor: ‘Şüphesiz Allah Teâlâ güzeldir ve ancak güzel olanı kabul eder.’ Allah mü’minlere, peygamberlere emrettiği şeyi emretmiştir. O, peygamberlere şöyle demiştir: “Ey peygamberler, hoş (güzel) olan şeylerden yiyiniz. Sâlih amel işleyiniz (Mü’minûn, 51)”. Yine Allah Teâlâ “Ey îmân edenler, size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyiniz (Bakara, 172)” buyurmuştur. Sonra Efendimiz (sav), uzun bir yolculuktaki saçı başı dağınık, ayakları tozlu ve ellerini kaldırıp Yâ Rabbi, Yâ Rabbi diye duâ eden bir adamdan bahsetti: ‘Oysa o kişinin yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır. Hulâsa haramla beslenmiştir. Bunun duâsı nasıl kabul edilsin ki?’ (Müslim, Tirmizi, Ahmed). “Duâ ibâdetin özüdür” (Tirmizi) hadîs-i şerîfi ile “De ki, duânız olmasa Rabbim size niye değer versin? (Furkân, 77)” âyeti hep birlikte düşünüldüğünde görülüyor ki tüm ibâdetlerde helâl ve temiz lokmayla birlikte kabul vardır, yoksa Mevlâ katına çıkmaz, Cehenneme yuvarlanır. “Haram lokmadan beslenen, büyüyen insan vücûduna cehennem ateşi daha lâyıktır” (Münavi) hadîsi bunu ifâde etmektedir.

Sevgili Peygamberimiz (sav) bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyururlar: “Mahzurlu olana düşmek korkusuyla mahzursuz olanı da terk etmedikçe kul muttakîler derecesine ulaşamaz” (Tirmizi). Bu hadîs-i şerîf gereği sadece haram ve şüpheli şeyleri terk etmekteki hassâsiyet ve titizlikler kulun olgunlaşıp mâneviyatta yol alması için yeterli değildir. Nefsin terbiyesi için bazı mubah fiillerden de kaçınmak gerekir. Hattâ bu terbiye usûlünün îcâbı olarak bazı helâlleri bile terk etmek veya ettirmek durumu da olabilir. Fetvâ ile değil takvâ ile, ruhsat ile değil azimet ile amel etmek veya ettirmek için buna da ihtiyaç duyanlar olmuştur. Özellikle de yetim malı, vakıf malı, miras malı, gavur malı, riba ve bazı mesleklerle ilgili tutum ve davranışlardaki örnekler pek fazladır.

İmâm-ı Â’zam Ebu Hanife’nin bir kimsede alacağı vardı. Bir cenaze namazına vardı. O alacaklı olduğu borçlunun duvarı gölgesinde durmaktan sakındı. ‘Eğer alacağım olan bu kimsenin evinin gölgesinde oturursam ribadır. Riba ise haramdır’ dedi.

Abdullah bin Mübarek Bağdat şehrine geldi. Pek pahalı bir atı vardı. Bir yerde namaza durdu. Atını da salıverdi. Namazda iken at bir ekine girdi. Haram olan ekini yediğinden o ata tekrar binmedi, onu orada koydu. Kendi yoluna devam etti gitti.

Yusuf-u Ebsat’a anasından yetmiş bin kızıl altın miras kalmıştı. O para tayyip olmadığından hiçbir akçesini kabul etmedi.

Abdullah Tusterî’ye anasından çok mal kalmış idi. Halka dağıttı. Anasından doğduğunda üç gün oruç tuttu. Anasını emmedi ve ölürken dahi oruçluydu.

Mâlûm olduğu üzere mânevî yolda ilerleyebilmek için az yemek, az konuşmak ve az uyumak prensibine uymak lazımdır. Üç türlü derviş vardır denilir. Hal dervişi, yal dervişi ve kal dervişi. Makbul olanı mâneviyatta hâl sahibi olan ve sırf Allah rızası için seyru sülûkta yol alan hal dervişidir. Yal dervişi yeme ve içme peşinde koşar, kal dervişi ise işin lafını yapar ama özünden ve aslından bîhaberdir.

Sigara feyzi keser. Oldum olası ona iyi gözle bakılmamıştır. Bunu batılılar yeni anladılar. Zira sigaranın parası ele, dumanı yele ve zarârı içenin kendinedir.

Dervişan, alışkanlık ve adet üzere bir hayatı makbul görmez, ibâdeti ihlâsla ve sırf Allah için yapar, acıkmadıkça yemez, yerken de ihtiyaç miktârını geçmez ve aslâ iştahla da yemezler. Açgözlülük ve oburluk onların semtinden bile geçmez. Elinin emeği ile geçinmeyi tercih ederler. Kimseye yük olmak istemezler, herkese yardımcı olmaya can atarlar.

Günümüz dervişliğinin gıda konusundaki sıkıntıları gidermek için harekete geçmesi, çözüm üretme yolundaki çabaları takdirle karşılanmaktadır. Zira helâl gıda sertifikalı mâmûller hakkında bile zaman zaman olumsuz haberler duyulmaktadır. Zorlukları ancak derviş sabrı ile aşabilir ve başarılı olabiliriz. Buna tüm dünya Müslümanları olarak, hem kendimiz ve hem de insanlık adına mecbûruz. Sevgili Peygamberimiz’in (sav) ilk başarılarından biri de cahiliye insanının pis yiyecek ve içeceklerinin terk edilmesidir. Habeşistan’a hicret eden Müslümanlardan Câfer b. Ebu Tâlib’in bir soru üzerine Necâşi’ye verdiği cevap bunu gösteriyor: ‘Biz cahiliyet üzere bir kavimdik. Putlara tapar, lâşe yerdik. Allah içimizden birini peygamber gönderdi. Biz de ona inandık. Onun haram dediğini haram bildik, helâl dediğini helâl tanıdık.’

Muhacir, Allâh’ın yasakladığı kötülük ve günahları terk eden kimsedir (Buhari). Dervişler seyru sülûk denilen mânevî yolculuğu da bir nevi hicret sayarlar. Bu hicretin şimdi tam zamanıdır. Ne pahasına olursa olsun haram ve şüpheli şeylere karşı toptan bir mücâdele içine girelim. Kardeşliğimizin eserini sergileyelim ki tarafımız net olarak belli olsun. “Îmân edip de hicret etmeyenler ise hicret edinceye kadar onlarla sizin hiçbir yakın dostluğunuz ve ilişkiniz olamaz (Enfâl, 72)” âyetinin ince ve derin anlamı üzerinde bir kere daha duralım. Hicretimizin Allah ve Rasûlü’ne olması için, yâni mânevî olgunluğa erişebilmek yolunda çok gayrete ihtiyacımız olduğunu bilelim.

Helâl gıda konusundaki çalışmaları tâkip etmek ve desteklemek, yeni projeler üretmek ve çeşitli faaliyetler yapmak bizim aslî görevlerimizden olmalıdır. Haram ve şüpheli şeylerle insanların helâkine sebebiyet verenlere dur demek için hayırda yardımlaşmak lazımdır. Yediklerimizin ve içtiklerimizin nûr olması ve feyzimizi artırması, âhirette Cennet ve Cemâlullâha erişmemize vesile olması dileğiyle, birkaç kelâmı kibarla konumuzun daha iyi kavranmasını sağlayalım:

 

Abdullah b. Mesud: Biz Rasûlullâh ile yemek yerken yemeğin Allâh’ı tesbihini duyardık (Buhari).

Abdulkadir Geylâni: Haram yemek kalbi öldürür. Helâl yemek ise onu ihyâ eder.

Sehl b. Abdullah Tusterî: Haram yiyenin âzâları, kendisini bilsin bilmesin, istesin istemesin isyân eder. Yediği helâl olan kimsenin âzâları kendine itâat eder ve o kimse hayırlı işler yapmaya muvaffak olur.

Süfyanı Sevri: Kişinin dindarlığı ekmeğinin helâlliği nispetindedir.

Ebu Süleyman Darani: Helâlden bir lokma az yemeyi, akşamdan sabaha namaz kılmaktan daha çok severim. Çünkü mide dolu olunca kalbe gaflet basar.

Hamdi Boydak

admin

Soru ve görüşleiriniz için İrtibat: fikiratlasi1@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.