anasayfa / Güncel Yazılar / SANA ZEMİN AŞIK; ZAMAN AŞIK…
Hz peygamberin(as) aşkını terennüm eden aşıkların belağatından, aşk ile bu satır, bu hece…

SANA ZEMİN AŞIK; ZAMAN AŞIK…

Kıskanmak Rasulullahı(sav)?…

Hz peygamberin(as) aşkını terennüm eden aşıkların belağatından, aşk ile bu satır, bu hece…

Sevdalarına hayran; hayran olunan sevdaya giryan bu gece…

Elbet tarifi yok bu hissin, bu vasfın, bu aşkın ..

Aciz kalır hal-i beyanı ve dahi aklın lisanı, maşuka aşığın…

Bu aşkın tarifi yok; aciz kalıyor her söz.. Halimizle dahi anlatmak, anlatmak için sarfedilen çaba, fikren düşünmek, sadece aciz kalıyor; eğer bir aşık vurgunsa maşukuna… aciz kalıyor işte..

Evliya’ullahtan İsmet Ğaribullah Risale-i Kutsiyye beytinde buyurur:

“Ne mümkün vasf olunmak ol Habibi,
Ana vassaf hemen Allah karibi.
Ana bi had salat kim ol Habibi

Bu vuslat derdinin oldu Tabibi.
Bu senlikten geçip Hakk’a gidelim.
Cemali ba kemale seyridelim.”

Yani O en Sevgiliyi(sav) vasfetmek bizim için mümkün değildir, onu en iyi vasfedecek

olan Allah’ tır . O’na sonsuz selam olsun..

O’nu(sav) vasfetmek nâmümkin olduğu gibi, O’na olan duyguları dillendirmekte aynı

değerdedir…

İncelik ister mesela O’nun(sav) adının geçtiği her satır..

Letafet ister sahibinden..

Edep ister akan mürekkep….

Harfler birbiriyle yarışıyor kim  bilir ?

Ağlayan kütük gibi.. Hıçkırıp dert yanan deve gibi.. Taş , kaya, kum gibi.. Canlı cansız

mahlukatın sevgilerinde ki nizam gibi…

Belki harfler de yarışıyordur..

 

Demem o ki fehmetmek ol Habibi, fikretmek ol Tabibi , gönlün en yücesinden doğar

dünyaya.

O ki (sav)kendisi bir şiir ,kendisi en güzel beste, kendisi müthiş bir nazımdır zaten..

Hakkını verememiştir belki her yazan çizen lakin her ateş çırası kadar yanar deyip,

geçmişten günümüze kadar olan beleğatları dinleyip, aynı sevdayla yanıp, aynı aşkı

tadıp, sanki beni anlatıyor hissiyle hisleniyorz yeniden..

ve ‘Her dem ter-u taze’ deyimiyle muhabbetimizi yokluyorz belki yeniden..

 

İlla edebiyatvari döktürmeye gerek yok ki, hal ile kavl besteleniyor..

Buna en çok Medine’de Ravza’da şahit oluyorsunuz sanki..

Tam kabri şerifin yanı başındasınız, milyonlar akın akın sıradalar.. ilerlemek

isteyenlerin çabaları ,koşmak isteyenlerin sarfettikleri halleri, takati kalmayanların

halden ala halsizliği…. Biranda çevrenizdeki tüm sesleri duyuveriyorsunuz bu da bir

ihtişamı mevlamızın size sırlı kapılarını açıyor adeta.. Bakıyorsunuz herkes bir yakarış

halinde.. ağlayanlar, ağlamaktan ya da kudretsizlikten ya günahlarının hatalarının

verdiği ağırlıkla utananlar, dizlerinin bağı çözülüp olduğu yere kapananlar..

Secdeden dakikalarca kalkmayanlar.. Gözyaşlarını ağlatanlar.. Gözyaşı da ağlar mı

demeyin ağlıyor işte..

Aynı anda binleri müşahede ediyorsunuz..

Sonra bir nefis muhasebesi.. Bakıyorsunuz kimi var ki Allah’ım bu kişi de buraya ne

kadar yakışıyor dedirtiyor.. Kimi var ki halinizden utandırıyor haliyle.. O anda

Rasulullah’ın(sav) bizdeki yeri bizim Rasulllahtaki(sav) yerimiz sanki bir pencereden

ışık huzmesi gibi yansıyor belleğimize..

 

Kim bilir? .. Ne kadar geriler de kalmışım dedirtiyor. İşte o zaman müsbeten

kıskanıyorsunuz tabiri caizse Efendiler Efendisini, sanki O’na en yakın siz olmazlısınız gibi..

 

Bu hal belki de size o kadar tesir ediyor ki sevdiğiniz zannettiğiniz Rasullahın(sav)

hayatınız da aslında hiç olmadığını fark ettiriyor..

Çünkü seven sevdiğiyle aynileşiyor.. seven sevdiğini haliyle anlatıyor.. Seven sevdiğini en çok anıyor…

 

Başlıyorsunuz sayısız salavatlara… O’nu yaşamaya, O’nu yaşatmaya vesile olmaya …

Gönüllere girip O’nu anlatmaya..

 

işte bu hal ile ne zaman hallenebilirsek  o zaman muhabbeti Rasulullah’ın beyanını,

beleğatının en güzelini yapan oluveririz.. “Hal ile halledilir her güzel”

sonra en güzeli söyleyemesek de O’nu en güzel yaşayan, yaşatan, muhabbetini

sindirenlerin söylediklerini sözümüze katar da söyleriz bizde varsın..

 

Neccarzade şeyh Rıza Efendi gibi bakarız mesela..

“Lebin vasfında sultânım dehân âşık, zebân âşık

Sana ey mihr-i tâbânım zemîn âşık, zamân âşık

Vücûd-ı âleme bâis vücûdun olduğu zâhir

Mine’l-evvel ile’l-âhir sana kevn ü mekân âşık

Eğer mahfî eğer peydâ vü ger âkil eğer şeydâ

Senin şevkin ile cânâ nihân âşık ayân âşık”

 

Yani, “Sultânım!..(islamı tebliğ eden ) dudağının vasıflarını (anlatmak istesem de

anlatamıyorm) ağzım da, dilim de ona âşık (olmuş, bir şey söyleyemez olmuş, dilim

tutulmuş). Ey parlak güneşim! Yoksa sana zemin de âşık, zaman da âşık!

Şu dünyanın yaratılmasına senin varlığının sebep olduğu (Allah’ın bütün kâinatı

yalnızca senin şanına yarattığı) o kadar belli ki; ta evvelden en sona kadar her ne varsa

şimdi sana âşık.

Ey sevgili! Sana duyulan özlem sebebiyle eğer gizliden, eğer açıktan; ister akıllı, ister

çılgın; görünür ve görünmez her ne var ise hepsi âşık.”(İskender pala)

“Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül;

Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir, ağlayan gözlerimin içine gül!.
Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül! “

M.F.GÜLEN

Aşıkların dilinden aşkla yandık yine bu gece…

Ya Rabbi! Sen Sana En Sevgili olan Aleyhissalatu vesselamın muhabbetini artırarak

istikamet hasıl buyur… taa ki hali halimiz olsun amin.

Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin adede ma fi îlmillahi salâten dâimeten bidevâmi mülkillâh

El baki huvel baki.

Kardeşiniz Merve DİKİCİ

 

Hakkında Merve Dikici

Araştırmacı-Yazar

İlginizi Çekebilir

Mevlânâ’yı içselleştirmek zaman alacağa benziyor – Mahmud Erol Kılıç

B izi takip edenler bilirler yazılarımızda, konuşmalarımızda Anadolu irfanının, torunları tarafından yalnız bırakıldığının altını ısrarla …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.