Bir sevdaya bende olmak..

 Bir sevdaya bende olmak..

“Asra andolsun ki, İnsan ziyandadır. Ancak inanıp iyi işler yapanlar, birbirine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler ziyanda değildir.(müstesna)”

(13-ASR SURESİ-1. 2. 3-)O sevda hatrına , tüm vurgunlara haml olmak..

Ve doğrulmak  herkesin “sıfırını tükettiği “nokta da .. Koşmak sî’nelerin feryadına …

‘Ya ilâhi! Hidayetinden payıma vesile olmaklar düşür’ diye belki yalvarmak yakarmak gecenin en kuytusunda…

Kur’an’ın hâdimi olmak, seçilmişliktir…

Eline İslam meş’âlesi tutuşturulmuş ‘sensin kulum’ der gibi…

‘İmtihana kol aç’ der gibi…
Bir kabulleniş, Sevdasını ilan ediştir..  Hüznü, kahrı, zorluğu, sabrı ve diğer yüzüyle süruru, huzuru, fethleri yüklenmektir tüm gücüyle…
Bir Kur’an Hadimi umuda ve sabra gebedir .. İcabet ve fethler doğması adına alır nefesini..
Şayet içinde bir yangın varsa gel dostum bu yol, senin yolun… Yan Allah aşkına… Bildiğin ‘Elif’in, ‘e’ sini kazı bir yüreğe, “herkes bildiğinin alimidir” durma..
Bir çağ kendi çukurunu kazmış, akıp gidiyor göz önünde….

 

Sahi bilmek neydi ya vermek? ..

Ya sevmek neydi; inadına düşmekler yıkmazmış diyorlar sevenler için?…

Sadece İki düsturu var belki de bu yolun;

Hamletmek ve hazmetmek…

Omza hamletmek, sırta hamletmek, yüreğe hamletmek, dert edinmek bu hizmeti taşımak yani Sine’de, sine’ye…

Ve zerreyim ama Arşa gebeyim diye diye çıkmak basamakları da…

Sonra bu davayı fikren, aklen, ruhen hazmetmek sırada…

Bir ağabey anlatıyor:

“Erzurumlu müftü… Sadık Efendi… Osmanlının son döneminde yaşamış.. Hiç gemiye binmemiş…

Ta ki istanbul’da yaşamış bu ilkini…

Sadık Efendi gemide oturur halde.. Fakat o da ne bakmış bir anda herkes koşuşturmaya başlamış bir noktaya doğru.. Bilemiyor neler olduğunu.. Sonunda birinin önüne bastonunu atıyor, koşan adam sendeleyerek konuşan Sadık Efendiye bakıyor..

-“Ne var ne diye koşuyorsunuz?” diyor Efendi..

Adam bakıyor ve can havliyle diyor ki:

 -“Ben sana ne diyeyim! Bilmiyorsun ki korkasın! Ben sana ne diyeyim?….”
Önümüzde ebedi bir hayat bekliyor bizi; bizler kör cahil olamayız, bilmemek gibi bahneler de sunamayız.. tüm verileri mevlamız bildirmişken bu kadar gözü kapalı duramayız..
Bindiğimiz gemi batıp gitmekte.. Batmasından bîhaber rahatça oturamayız…
Bilen bilmeyene bildirmeli …
Duyan duymayana duyurmalı..
Gelmeyene gitmeli…
Aşkına düşmeli ila-yı
Kelimetullah deyince ruhunun külü savrulmalı ihtiyaç olan yerlere…
Herkesten geçmeli yeri gelince  ve kendinden de..
Adanmalı, adanmış bir ruhla sarılmalı, hergün yeniden aşık olmalı hizmetine… Hiçbir rüzgar kökünü sarsamamalı..
Vurup geçiyorsa geçsin..
Ey derdi davası olacak dost..
Bu dava rüyana girecek, hülyana girecek, sevdana girecek…
Düşüp canın yandığında adanmış ruhlar gibi “ahh davam” diyeceksin..
Kalkacaksın “ah davam” diyeceksin; sürgününde , yediğin iftiralarda, Muhammedice(sav) yediğin taşlarda, kovulmalarda yurdundan,” ah davam” diyeceksin…

Bu yol çetin, bu yol meşakkatli.. Bu yol aşkın açık hali, bu yol seçilmişliğin adresi…

Bırak dostum oyalanma sırası değil vakit…  Akın akın akmakta cehenneme ehl-i küfür.. ehli dalalet, ehl-i münafık, ehl-i taklidi Müslüman..!

Ve Bırak dostum uykularını, hoş hülyaları isteyenler görsün..

Senin gam bildiğin ağlıyor, bir dava seni bekliyor, davan davacı olmasın adına sıyrıl nefs gayyasından ..

Boğmadan dünya eyvallah’ın olsun mesela hayata…

 

Ve işte o vakit sana müjdeler olsun!

İmtihanın mübarek olsun!

Yolun açık olsun…

Ya Rabbi! Efendimiz(sav)’in derdini dert eyle bize…aminVesselam..

 

Kardeşiniz Merve DİKİCİ…

Merve Dikici

Araştırmacı-Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.