Bir Bilgi Kaynagi Olarak Tasavvufta Keşfin Degeri

Tasavvuf yoluna girenlerin belli bir mücahede şeklini uyguladıkları bilinmektedir. Bu mücahede sırasında meydana gelen keşf halinin süfiler nazarında ayrı bir önemi vardır. Zira keşf halini yaşayan mürid, özellikle duyu organları ve aklın yetersiz kaldığı metafizik alanda bazı bilgilere ulaşmaktadır.

.
Genel olarak manevi perdenin açılmasıyla doğru bilgiye ve gaybe ait konulara vakıf olma anlamında kullanılan keşf, kalbe gelen bilgi anlamındaki ilham ile birlikte “keşf ve ilham” şeklinde kullanıldığı gibi, keşfin en ileri boyutu olan müşahede ile birlikte “keşf ve müşahede” şeklinde de kullanılmaktadır. Zaman zaman keşfi ifade için ilham teriminin de kullanıldığı ve bununla hem keşfin hem de o sırada meydana gelen bilginin birlikte kastedildiği anlaşılmaktadır. Keşf mükaşefe tek başına zikredildiğinde ise, bunun genellikle müşahede ve ilhamı da içeren bir ıstılah olarak kullanıldığı görülmektedir1. Bazı sufilerin bu ıstılahları birbirlerinin yerine kullanmaları sebebiyle, çoğu defa maksatları tam anlaşılamadığından, ilk bakışta, kendi içlerinde çelişkiye düştükleri izlenimi doğsa da, bir bütün halinde ele alındığında görüşlerinde her hangi bir çelişkinin olmadığı fark edilmektedir. İleri gelen sufilerin açıklamaları bir araya getirildiğinde keşf hali ve mertebeleriyle ilgili şunları söylemek mümkündür:

Keşf “muhadara”, “mükaşefe” ve “müşahede” olmak üzere üç mertebede meydana gelmektedir. Kalbin Hakk’ın huzurunda olması anlamına gelen muhadara başlangıç hali olup ilim ehlinin mertebesidir. İlme’l-yakin de denilen bu mertebe tefekkür, istidlal ve kesb ile gerçekleşir. Muhadaradan sonra mükaşefe haline ulaşılmaktadır. “Kalb” veya “sır” gözünün açılmasıyla gayb aleminin görüldüğü bu mertebede delil, akıl ve duyu organlarına ihtiyaç duyulmaz. Ayne’l-yakin mertebesi de denilen bu mertebe ve sonrası tamamen Allah’ın lütfuyla (vehbi) gerçekleşmektedir. Mükaşefeden sonra meydana gelen müşahede hali ise açık bir şekilde kalbin veya sırrın Hakk’ı görmesidir. Buna aynı zamanda hakka’I-yakin mertebesi de denir.2

Keşf, tasavvuf ehlinin yanı sıra bazı kelam alimleri, felsefeciler ve Şia’ya göre de güvenilir bilgi kaynaklarından biridir.3 Öte yandan zahir ehlince kabul edilen “burhan ve delil” (duyu organları, akıl ve istidlal bunun içindedir) sufilerce de bir bilgi kaynağı olarak kabul edilir. Keşfin ilk mertebesi “muhadara”nın tefekkür, kese ve istidlal ile gerçekleştiğinin belirtilmesi bunu göstermektedir. Ancak sufiler bu kaynaklara geçerli oldukları alan (fizik-metafizik), ilgilendikleri konu/obje (Allah-masiva), elde edilen bilginin kesinliği ve sahibinde meydana getirdiği yakin/tatmin açısından farklı değerler yüklemişlerdir. Örneğin burhan ve delil metafizik alanda yetersiz görülmüş, daha çok fizik alanda geçerli olabileceği kabul edilmiştir. Metafizik alanda ise esas geçerli kaynak, onlara göre, seyr u sülük sırasında yaşanan keşf halidir. Çünkü seyru sülük esnasında kalpler bir ayna haline gelmekte ve manevi alemde ilmin ana kaynaklarını görerek oradan yararlanrnaktadır,4 Bu sebeple müridin bir kısım sırlara ve bazı gayb bilgilerine vakıf olması söz konusudur.5
Ancak burada şunu belirtmek gerekir ki, süluk esnasında elde edilen bilginin doğruluk ve kesinlik ölçüsü, yaşanan keşfin derecesine göre farklılık arz edebilmektedir.

Örneğin Hücviri (ö.465!1072 [?])bu hususta şöyle bir açıklama yapmıştır: “Bir taife ‘marifet ilhamıdır’ diyor. (Oysa) bu imkânsızdır. Çünkü marifette hakkın da batılın da bir delili vardır. Halbuki doğru-yanlış konusunda ilham ehli için bir delil yoktur … İlham aldığını iddia edenlerin birinin dediği diğerinin dediğini tutmadığına göre, hatta birbiriyle çelişen bilgiler ileri sürdüklerine göre, bunların iddiaları şeriat ile kontrol edilmelidir. Şeriata aykırı olan bir söz ilham olamaz.. imdi marifet şeriattır, nübüvvettir, hidayettir; ilham (ise böyle) değildir. Ve marifet konusunda ilhamın hükmü her bakımdan batıldır. “6

Hücviri’nin burada, tasavvuftaki genel kullanımı dikkate alındığında “marifet” terimi ile keşfin en ileri boyutu olan muşahede halinde gelen bilgiyi, “ilham” ile de mukaşefe mertebesinde gelen bilgiyi kastettiği söylenebilir. Nitekim son dönem mutasavvıflarından Ahmed Avni Konuk da ( ö. 1938), rabbani tecelli olarak tavsif ettiği müşahedede herhangi bir hatanın söz konusu olmadığını, ruhani tecelli olan mukaşefede ise hata olabileceğini belirtmiştir.7 İşte keşfle gelen bilginin, yaşanan mertebeye göre hatalı olma ihtimali bulunduğu için, keşfi bilgiyi öncelikle hata meselesiyle birlikte ele alıp değerlendirmek gerekmektedir.

[divider]

KAYNAK:

  1. “Feth”, “basiret” ve “muayene” de keşfe yakın manalar ifade eden terimlerdir. Ayrıca ilk dönemde bazı sufilerin “firaset” tabirine de keşf anlamı verdikleri görülmektedir (Mesela bk. Abdülkerim Kuşeyri, er-Risaletü’ l-kuşeyriyye [thk. Abdulhalim Mahmud-Mahmud b. eş-Şerif], Kahire, ts., ll, 481).
  2. B k. Ebü Bekir Muhammed Kelabazi, et-Taarruf li mezhebi ehli tasavvuf (nşr. Mahmud Emin Nevavi), Kahire 1980, s. 105, 129-130; Kuşeyri er-Risale, l, 223, 245-246; Hücviri Ali b. Osman cullabi, Keşful-mahcub (haz. Süleyman Uludağ), İstanbu11982, s. 270,436,474, 523; Ebu İsmil Abdullah Herevi, Menilzilü’ sairin ile’l-Hakkı’l-mübin, Kahire 1908, s. 43-44; EbU Hafs Şihabüddin Ömer Sühreverdi, Avarifü’l- mearif (İhya Ulumiddin V. cildi içinde), Kahire 1968, s. 357. 87
  3. Bk. Yusuf Şevki Yavuz, “ilham”, DİA, XXII, 98-99.
  4. Sühreverdi, Avarif, s. 67.
  5. S Ebü Abdurrahman Sülemi, Menahicü’ l-arifin (Tercümesiyle birlikte nşr. Süleyman Ateş [Tasavvufun Ana İlkeleri Süleminin Risaleleri ]), Ankara 1981, s. 16.
  6. Hücviri, Keşfü’ l-mahcub, s. 403.
  7. Ahmed Avni Konuk, Tedbirati ilahiyye Tercüme ve Şerhi (nşr. Mustafa Tahralı), İstanbu11992, s. 200.
  8. Doç. Dr. Reşat ÖNGÖREN’İN BİR BİLGİ KAYNAGI OLARAK TASAVVUFTA KEŞFİN DEGERi YAZISINDAN ALINTIDIR

admin

Soru ve görüşleiriniz için İrtibat: fikiratlasi1@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.