anasayfa / Güncel Yazılar / İlimlerin Taliminde Usûl: Gazalî Örneği I
İlimlerin Taliminde Usûl: Gazalî Örneği I
İlimlerin Taliminde Usûl: Gazalî Örneği I

İlimlerin Taliminde Usûl: Gazalî Örneği I

Eğitimde kullanılacak dili ve aktarılacak meseleleri belirlemede muhatap kitlenin seviyesi ve bu ilimlere olan ihtiyacını göz önünde bulundurmak eğitim-öğretimde önemli bir konudur. Özellikle de iletişim araçlarının çoğalıp yaygınlaştığı ve bilgiye ulaşmanın iyice kolaylaştığı günümüzde bu konu daha da önem kazanmıştır. Söz konusu eğitim İslamî ilimler alanında olunca da konunun önemi bir kat daha artmaktadır. İslamî ilimlerin Müslümanların hem dünya hem de ahiretini ilgilendiren ilimler olması hasebiyle ve de “her doğru her yerde söylenmez” sözünün fehvasınca sadece aktarılan ilimlerin doğru olması yeterli olmamakta aynı zamanda Müslümanların ihtiyacını da karşılaması gerekmektedir. Dolayısıyla Akideden Kelama, Fıkıhtan Usûle, Tefsirden Hadise, Tasavvuftan Ahlaka tüm İslamî ilimlerde gündeme getireceğimiz konuyu ve o konuyu sunarken kullanacağımız dili muhatap kitlenin ihtiyacına göre belirlememiz hikmetin bir gereğidir.

Gazalî “el-İktisâd fi’l-İtikâd” isimli “Kelam”a dair yazmış olduğu eserinin başında bu konuya dikkatimizi çekiyor ve itikadî konularda ele alınacak meseleler ile kullanılacak üslup ve dilin muhatap kitlenin durumuna göre belirlenmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu sebeple de kitabına bizim diğer kitaplarda görmeye pek alışık olmadığımız ama en az kitapta ele alınan meseleler kadar önemli ve diğer İslamî ilimlerin taliminde de göz önünde bulundurulması gereken dört mühim mukaddime ile başlıyor.

Gazalî birbirinden değerli bu dört mukaddimenin ilkinde Kelam ilminin dindeki öneminden bahseder. İnsanlar için en önemli şeyin ebedi saadeti kazanmak olduğunu, bunun da ancak gönderdiği peygamberler aracılığıyla bizleri kendisine inanmaya davet eden Allah’a imanla olacağını dile getiren Gazalî, bu ilmin maksadının Allah’ın varlığını, birliğini, sıfatlarını, fiillerini ve göndermiş olduğu peygamberlerin hak olduğunu ispatlamak olduğunu ifade eder.

İkinci mukaddimede ise, iletişim araçlarının çoğaldığı günümüz için çok daha önemli olan bir konuya değinir:Kelam ilmini kim, ne kadar bilmelidir? Kelam ilmi her ne kadar önemli bir ilim olsa da herkesin bu ilimle ilgilenmesinin doğru olmadığını ifade etmek üzere: “Bu ilimde kullanılan deliller kalp hastalıklarını tedavide kullanılan ilaçlar gibidir. Eğer bu ilaçları veren tabip işini bilen mahir biri değilse, bu ilaçlarla faydadan çok zarar verecektir.” diyerek bu ilmi tahsil edecek ve bu ilimden yararlanacak kişinin öncelikle insanların dört gruba ayrıldığını bilmesi gerektiğini söyler:

1. Grup: Allah’a ve peygamberine iman edip hakkı hak bilen, bunu gönlüne yerleştiren sonra da ya ibadetle ya da bir meslekle meşgul olan halk tabakası:

Gazalî bunların içinde bulundukları bu hal üzere bırakılması, Kelam ilmine teşvik edilip saf ve berrak akidelerinin bulandırılmaması gerektiğini söyler. Zira Peygamber Efendimiz tebliğde bulunduğu kişilerden sadece iman etmesini istemiş, imanı taklidi ve burhani (kelami delillere dayalı) diye ikiye ayırmamıştır. Peygamber Efendimizin, kelami delillere başvurmadan kendisine iman eden kişilerin imanlarını tezkiye edip kabul etmesi de bize bunu göstermektedir. Bu birinci grup kelami delillere gerek kalmadan gönüllerine doğan bir duyguyla iman etmiş ve bu duygu onların hakka boyun eğmelerine, doğruluğa bağlanmalarına yetmiştir. Bunlar gerçek müminlerdir. Onların bu saf akidelerine şüphe sokmamak gerekir. Zira kelami deliller, bu delillerdeki problem ve çözümler bu kişilere anlatıldığında, akıllarına giderilemeyecek şüphelerin düşmesinden emin olamayız. Bu sebeple sahabenin bu ilimle uğraştığı bize nakledilmemiştir. Aksine onlar ibadet ve tebliğle meşgul olmuşlar, insanları hal ve davranışlarında maslahatlarına olacak şeye irşat etmeye çalışmışlardır.

Gazalî’nin zikrettiği bu birinci grup toplumun en geniş tabakasını oluşturmaktadır. Bu tabakada yer alan kişiler genelde Gazalî’nin de ifade ettiği üzere taklidî bir imanla Allah’a inandıktan sonra bağıyla bahçesiyle, işiyle gücüyle meşgul olan köylü, esnaf, memur ve işçi sınıflarıdır. Kelamî problemlerden hiçbir haberi olmayan bu kişilerin dünyasına bu problemleri sokmamak gerekir.

Toplumun en geniş tabakasını oluşturan bu birinci grubun akidelerinin düne nispetle günümüzde pek de berrak olmadığını söylememiz gerekmektedir. Zira iletişimin hızlandığı günümüzde televizyon, internet, gazete, dergi vb. araçlarla toplumun hem ahlakı hem de itikadı hızlı bir şekilde bozulmaktadır. Ve bizler “modern insan” diye tabir edilen ve her şeyi kendi aklına ve çıkarlarına göre değerlendiren, manadan çok maddeye, gaipten çok şahide, dinden çok bilime göre hayatına yön veren, ümmet olma bilincini kaybetmiş bireyler olma yolunda hızla yol alıyoruz. Ama yine de Gazalî’nin bahsettiği bu birinci gruba giren ve “Kocakarı itikadı” diye adlandırılan bu saf akideye sahip olan kişileri –sayıları giderek azalsa da- kelamî problemlerden uzak tutmak gerekir.

Gazalî’nin Kelam ilmiyle alakalı olarak tasnife tabi tuttuğu diğer üç grubu bir sonraki yazıda ele alacağız, inşallah.

Yazar

Yazar

Orhan Ençakar 74orhan@gmail.com Kaynak: http://darulhikme.org.tr

 

 

Hakkında admin

Soru ve görüşleiriniz için İrtibat: fikiratlasi1@gmail.com

İlginizi Çekebilir

Hakkı ve Sabrı Tavsiye Ne Demek? – Rasim Özdenören

Andolsun asra ki,muhakkak insan kat’î bir ziyandadır.ancak, îmân edenlerle sâlih amel (ve hareket)lerde bulunanlar, bir de birbirine hakkı tavsiye, sabrı tavsiye edenler böyle değildir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.